Sanat
Selimiye’nin Kubbesi: Mekânda Bir Düşünce
Edirne’de yükselen yapıyı, taşın ve boşluğun diliyle okumak
BİRSAV Yayın Kurulu5 Kasım 20261 dk okuma

Edirne ovasına yaklaşırken ilk görünen şey, dört ince minarenin ortasında oturan geniş bir kubbedir. Selimiye, 1568 ile 1575 yılları arasında inşa edilen ve Mimar Sinan’ın kendi ifadesiyle “ustalık eseri” olan bir yapıdır.1
Bir boşluğun hesabı
Sinan’ın başarısı, kubbeyi taşıyan sekiz büyük ayağı duvarların içine yedirmesinde yatar. Böylece içeride tek ve kesintisiz bir mekân doğar; gözün önünde kolon ormanı değil, yükselen bir sükûnet vardır. Mekân, ibadet edenin etrafında değil, onunla birlikte nefes alır.
İyi mimari, taşın ağırlığını unutturup geriye yalnızca ışığı ve boşluğu bırakandır.
Işık ve vakar
Çok sayıdaki pencere, kubbenin eteğini ışıkla çevreler. Gün boyu değişen ışık, taşı yumuşatır ve mekâna zamanın akışını katar. Yapı 2011’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.
Bugüne söyledikleri
Selimiye’ye bakarken öğrendiğimiz şey, büyüklüğün gürültüyle değil ölçüyle kurulduğudur. Bir medeniyetin kendine güveni, belki de en çok böyle sessiz ve dengeli yapılarda görünür.
- Sinan, Süleymaniye’yi “kalfalık”, Selimiye’yi “ustalık” eseri olarak anar; bu ayrım Tezkiretü’l-Bünyan’da geçer. ↩
Kaynakça
- Sai Mustafa Çelebi, Tezkiretü’l-Bünyan (Sinan’ın hatıraları).
- UNESCO Dünya Mirası Listesi: Selimiye Camii ve Külliyesi (2011).


